Çay Muhabbeti

Yaklaşık 2 senedir Tiran'da yaşıyorum. Buraya alışmak epey zor oldu.
İnsanları, sokakları, evleri, huyu suyu tuhaf bir memleket!
Aynı gün beş dakika arayla üç-dört defa kesilen elektriklerden mi bahsetsem, asgari ücretin 200 dolar civarında olduğu ülkede tek ısınma kaynağı olan elektriğin aynı zamanda en pahalı kaynak olduğundan mı bilemiyorum..
Her şey bir yana ben ve eşim için en önemli eksiklik ülkede Türk usulü demleme çayın olmayışı! Burada olduğum zamanlar en çok dışarda bir çay bahçesinde oturup bardak bardak çay içmeyi özlüyorum..
Zira Trabzonluyum, doğuştan çay tiryakisiyim :)
Çay Türk insanı için asla sadece bir içecek değildir; biz sevinçlerimizi çaya katarız, sıkıntılıysak "hadi bir çay içelim rahatlarsın" der dostar. Çay saatlerimiz vardır, yemekten sonra çay içmezsek o yemeğin tadı çıkmaz..Dost muhabbetlerinde o çaydanlık bir türlü ocaktan inmez. Kısacası biz çay ile yatıp çay ile kalkarız arkadaş :)


İyi bir çaysever olmama rağmen bulunduğum yerde çay bulmakta bazen sıkıntı çekiyoruz. Burada çay alabileceğimiz bir Türk market var, ama yılda birkaç kez çay stokları bitiyor ve biz sallama çayı sallamaya başlıyoruz (Hiççç sevmiyorum bunu :))
Şu sıralar Türk marketimizde çay bitti, elimizde kalan son paket çayımızı idareli kullanmaya çalışıyoruz, zira Türkiye'den tanıdık birileri gelene kadar veya market yeniden çay getirene kadar çay keyfimizden mahrum kalacağız :(
Allah kimseyi çaysız bırakmasın :)

Ülke olarak çay sevgimiz dizilere de yansıyor. Bir fenomen haline gelen Leyla ile Mecnun adlı absürd komedi tarzındaki dizide; dizinin kahramanları paralel bir evrene geçiş yapıyor. Geçtikleri evrende hayatları o kadar yolunda oluyor ki orada kalmaya karar veriyorlar, ta ki evrende çay olmadığını öğrenene kadar :)


Dizide çay yaşamın olmazsa olmaz bir parçası. Çay içmek için her zaman bir neden bulunur :)


Ve diziden son bir replik;
Erdal Bakkal:  Bak İsmail bunlar sakat adamlar, bak başın belaya girecek, uyarıyorum seni.
İsmail:  Yaa niye sen insanları sınıflandırıyorsun, ayrımcılık yapıyorsun..Yahu adamlar bana çay verdi çay, ÇAY veren adam hiç kötü olur mu :)))

Evet, çay veren adam hiç kötü olur mu :) Bol bol çay için, zihin açar :)

Bosno Majko Srebrenice Sestro

Her dinlediğimde- izlediğimde tüylerimi diken diken eden bir ezgi ve Bosno Majko Srebrenice Sestro..
Nasıl bir acıdır, 13 yıl boyunca ölülerinin kemiklerini aramak..
Sevdiklerinin hangi çukurda yattığını bilememek..
Bir kelebeğin peşine takılıp sevdiğinin bedeninin izini sürmek..
Allah Bosna'ya bir daha o günleri göstermesin...
Ben utancımdan ölüyorum, Avrupa batmasın da ne yapsın....!


Srebrenice Hakkında Kısa Bilgi

1992 Bosna Savaşı'ndan sonra Sırbistan, Bosna-Hersek'in stratejik alanı haline geldi. Özellikle ülkenin doğu tarafı Avrupa Birliği tarafından Yasak Bölge ilan edildi. Bu bölge içinde Sırbistan'ın o zamanki başkenti Srebrenitsa da vardı. Bu da Bosna Hersek Silahlı Kuvvetleri için bir fırsat olarak değerlendirildi. Ayrıca Bosna Hersek'in bütün maddi varlığı olan en büyük maden ocakları da ülkenin tek geçim kaynağıydı. Bu da Sırplar için bir araç olarak değerlendirildi. Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu ve Sırp zulmüne karşı yetersiz imkânlarla karşı koymaya çalışan Srebrenitsa'nın Tanjarz Kırsalı'nda tam 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç'in emriyle esirleri öldürmeye başladı. Sırp vahşetinin Avrupa'dan yüz bularak doruğa çıktı ve tam 5 gün süren katliamda 8300 kişi öldürüldü. Kalan 2700 kişi serbest bırakıldı. Öldürülen bu 8300 kişinin cesetleri parçalanıp iskeletleri çıkarttırıldı ve bu cesetler krematoryumda yakıldıktan sonra Lahey Mezarlığı'na gömüldüler. Katliamdan yaklaşık 13 yıl sonra Bosnalı Sırp komutan Ratko Mladiç kaçak olarak yaşadığı Sırbistan'ın Sermiyan köyünde Radovan Karadzic ile beraber yakalanarak tutuklanmış ve Lahey Uluslararası Ağır Ceza Mahkemesi'nde 1 hafta yargılandıktan sonra haklarında tutuklama kararı çıkmıştır, ayrıca Mladiç'in cezası müebbet hapis olarak belirlenmiştir. Ancak Ratko Mladiç'in cezası infaz edilememektedir; çünkü kendisi Sırbistan, Rusya gibi ülkelerin korumasında bir yaşam sürmektedir.

kaynak : tr.wikipedia.org



Utansın..!



  Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
  Hedefe varmayan, mızrak utansın!

  Hey gidi küheylan koşmana bak sen!
  Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
  ...........

  Necip Fazıl Kısakürek

Merhamet'e Dayak!

Konya'da karısını döverken fenalaşarak yere yığılan adam, karısının çağırdığı ambulansla hastaneye kaldırıldı.

KONYA - Olay, dün merkez Meram ilçesi Gödene mahallesi Hanedan caddesi üzerindeki TOKİ konutlarında meydana geldi. 

A.İ., henüz belirlenemeyen nedenle 20 yıllık eşi M.İ. ile tartıştı. Tartışma sırasında sinirlerine hakim olamayan A.İ., eşini dövdüğü sırada fenalaşıp yere yığıldı. 


A.İ., eşinin çağırdığı ambulansla Meram Eğitim Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Eşinden yediği dayak sonucu hafif şekilde yaralanan M.İ. de aynı hastaneye götürüldü. M.İ.’nin şikayetçi olmaması üzerine çift yapılan tedavilerinin ardından taburcu olup, evlerine döndü. 

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1118340&CategoryID=77
DHA - Hasan DÖNMEZ
Radikal

Bu haberdeki kadının dayak yediği eşini hastaneye yetiştirmesi ondaki merhamet duygusunun bir göstergesidir.İyi de yapmış, bize karşı yapılan kötülüğe iyilikle karşılık vermek gerektiğini düşünüyorum.
Yalnız olay sonrası kadının, kendisini döven eşinden şikayetçi olmaması nasıl bir dayağa razı olmaktır! 
Kadınlar "dayak yemeyi" hayatlarının rutin bir parçası olarak mı görüyorlar acaba? Bilmiyorum, kimsenin içinden geçenleri bilemeyiz! 
Yalnız şunu biliyorum, kadınlar dayağı bir "kader" olarak gördükleri sürece bundan kurtulmaları mümkün değil!
yağmurdan / 24.01.2012