Barış

"Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey!"


















Haydi barışalım,
Al üzünçlerini, ver kırgınlıklarımı...
Ödeşelim; terazisiz, tartısız..
Kim ne aldı, kim ne verdi sormadan,
Kimsenin ahı kimsede kalmadan...
Kim önce başlamıştı bilmeden..
Barışalım sadece..
Çocukken miskketlerini arkadaşına kaptıran bir çocuk kadar hesapsız,
Unutalım her şeyi, alınca misketleri geri...
Haydi barışalım ve bitsin bu anlamsız savaş,
İkimiz de ayrı ayrı nereye kadar,
Siyah olmadan beyaz kime yarar...

yagmurdan/ 18.04.2013

TV Dizileri ve Kültürümüzden Yansı-ma-yanlar!

Türk televizyonlarında hergün onlarca dizi yayınlanıyor. Türk halkının dizi izleme oranını bilemem ama kendi çevremi gözleyerek şunu söyleyebilirim; hepimiz çok izleyici insanlarız!
İzlemeyi seviyoruz, ki bunu sürekli televizyon izleyen insanları gözeterek söylemiyorum, televizyon bağımlısı olmadığım hatta evimde televizyon olmadığı halde, haftada üç-dört dizi izliyebiliyorum!

Eskiden beri, izlediğim dizilerin 'Biz'i ne kadar yansıttığı onları izlemem için ayırıcı bir neden olmuştur!
Öyle ki, gerçek hayata dayanmayan, kültürel, geleneksel değerlerimizi yansıtmayan, ister konusu olsun ister görsel detaylar olsun, Anadolu'dan kopuk diziler ilgimi çekmiyor.
Son dönemde ise TV dizilerindeki bazı detaylar, kültürümüzün gelecek nesillere aktarılması konusunda-yeni neslin televizyon bağımlısı olduğunu düşünürsek- beni epey düşündürüyor!
Dizilerde; lüks evlerde yaşayan insanlar, lüks şirketlerinde çalışıyor,  para içinde yüzüyor, süperlüks arabaları ile ortamlarda boy gösteriyor, akşamları yemeklerini lüks rentoranlarda yiyor, lüks içinde yüzüyor ve hiçbir şeyden doymuyor!
Bu insan tipi mutluluğu parada bulamadığı halde daha çok para, daha çok şan-şöhret için önüne geleni harcıyor!
Eğlenmiyor, gezmiyor, gülmüyor!
Temizliğini başkaları yapıyor, yemeğini başkaları pişiriyor, çocuğunu başkaları bakıyor, evine kırk yıllık Avrupalıymış gibi ayakkabı ile girip çıkıyor (ki bu durum dizilerde beni en çok sinirlendiren detaylardan biridir) ..vs vs vs.
Bu diziler Türkiye'de yayınlanıyor, bu dizileri Türk halkı izliyor...
Sanki hepimiz cam fanuslarda doğmuşuz gibi, sanki hepimizin çocukluğu yazın adalarda kışın yalılarda geçmiş gibi, sanki ninelerimiz dedelerimiz çarık giymemiş gibi, sanki bayramlarımız yokmuş, biz hiç aile olamamışız, hiç köylerde tezek yakmamışız, çocukken sokaklarda top oynarken üstümüzü başımızı batırmamışız gibi.. Sanki hep kolejlerde okumuşuz, hepimiz birkaç  yabancı dil biliyormuşuz gibi..
Hiç çay içmezmişiz, hep kafe içermişiz gibi..
Hiç Anadolulu olmamışız hep Avrupalıymışız gibi...
Dizilere bakarsanız öyle!


































Ama gerçek hayatta biz; eğlenmeyi de ağlamayı da seven, kendi fıkralarımıza gülen, kendimizle dalga geçmesini bilen, yemeğimizi kendimiz pişiren, çocuklarımızı başkasına emanet edemeyen, bayramlarda büyüklerini ziyaret eden, milli ve manevi değerlerine bağlı, tam da dediğim gibi kendimize özgü insanlarız!

Buna rağmen neden dizilerde hala Anadolu insanından kopuk hayatlar sergileniyor anlamak mümkün değil!
Söyler misiniz bizim geleneğimizde eve ayakkabı ile mi girilir? Ya da şöyle sorayım hangi Anadolu şehrinde insanlar evlerine ayakkabıları ile girer? Kimse! Peki öyleyse bu aldatmaca niye ve kime? Nedir bu, medeniyet mi, batılı olmak mı?
 Bu mudur sosyal mesajımız:
-O kadar batılıyız ki evlerimizde ayakkabı ile dolaşabiliyoruz!
Oysa biz yıllar önce öğrendik şeklen batılı olamayacağımızı, kültür ve geleneğimiz olmadan içi boş bir medeniyetin bize yaramayacağını!
Bu yüzden bizi bize aslında başkaymışız gibi göstermeye çalışan dizi, program...vs'nin oluşturmaya çalıştığı kültür erozyonundan uzak durmak lazım belki de!
Ayrıca izlediğimiz ne olursa olsun analiz yapabilmek gerekir! İzlediğimiz programlardan kazanımımız nedir, bize anlatılmak istenen nedir...vs
Bu dizi furyasının gelecek nesiller üzerinde kültürel yozlaşmaya neden olmamasını umut ediyorum!

Bütün bunların yanında takdir ettiğim tek tv kanalı TRT 1 ve programlarıdır!
Özellikle son dönemde TRT 1'de gözüme çarpan birçok dizide "Anadolulu"luk vurgusu yapılıyor.
İnsanlar evlerine girerken ayakkabılarını çıkarıyor, aile bağlarına önem veriliyor, mahallelerinde mütevazi evlerde yaşıyor, alışverişlerini  AVM'lerden değil mahalle bakkalından yapıyor ,ülkemizin bütünlüğüne sahip çıkılıyor , manevi değerlerimize yer veriliyor ki bunu uzun süredir başka dizilerde görmüyorduk!
Bu yaklaşımından dolayı uzun süredir başka kanala ihtiyaç duymadan programlarını zevkle takip edebiliyorum!
Sanırım özel kanalların da sorunlu yayıncılıktan sorumlu yayıncılığa doğru ilerlemesi ve toplumun aslında ne izlemek istediğini görmesi gerekiyor.

Disiplini Dengeli Uygulamak

Yayın hayatına yeni başlamış ama gelecek vadeden, popüler haber ve konuları psikolojik formatta inceleyen haber sitesi (populerpsikoloji.com) 'da çocuk gelişimine dair güzel yazılar yayınlanıyor..Birisini paylaşıyorum, buyrun!
Disiplini Dengeli Uygulamak
Disiplini dengeli uygulamak gerekir. Aşırı disiplin korku ve öfke duygusunu doğurur. Bu da isyankar ve bağımsız çocukların yetişmesine neden olur..

Anne baba tutum ve davranışlarının, uyguladıkları disiplinin çocuk üzerindeki etkisi oldukça önemlidir.
Disiplini dengeli uygulamak gerekir. Aşırı disiplin korku ve öfke duygusunu doğurur. Bu da isyankar  ve bağımsız çocukların yetişmesine neden olur.
Tam tersi aşırı disiplinsizlik ise, çocukta bencillik ve anti-sosyal davranışların gelişmesine neden olur.
Reddedici anne babalar, çocuğunun fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını aksatırlar ve çocuğa düşmanca duygular beslerler. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, sinirli ve düşmanca davranışları öğrenir.
Baskıcı anne babalar, suçlayıcı ve cezalandırıcı davranışlarıyla sürekli ağlayan, kendini ifade edemeyen, güvensiz, isyankar ve aşağılık duygusu gelişmiş çocuklar yetiştirirler.
Aşırı kontrolcü anne babalar, çocuklarına karşı gereğinden fazla kontrol uygularlar. Bu tutum ve davranışla yetişen çocuklar, aşırı bağımlı güvensiz kişiler olurlar.
Hoşgörülü anne babalar, bazı kısıtlamalar dışında çocuklarının isteklerini gerçekleştirmelerine izin veririler. Böyle tutumla yetişen çocuklar, ne istediğini bilen, kendine güvenli, sosyal çocuklar olarak yetişirler. Aksine aşırı hoşgörülü tutumla yetişen çocukların her istediklerini yapmalarına izin verilir ve bencil çocuklar yetişmesine neden olunur.
Çocuklarına boyun eğen anne babalar, çocuklarının kendilerine hükmetmelerine izin verirler. Bu şekilde anne babalarına hükmeden ve az saygı gösteren çocuk,  çevresine de bu tutum ve davranışı gösterir.
Anne babaların kabul edici tutum ve davranışları çocuğun sevgi ile büyümesine neden olur. Kabul edici anne ve babalar, çocuklarını oldukları gibi, olumlu ve olumsuz özellikleri ile birlikte kabul ederler. Çocuklarının potansiyellerinin farkındadırlar ve beklentilerini ona göre belirlerler. Var olan ortamı çocuklarına göre hazırlarlar. Kabul edici bir ailede büyüyen çocuk, sosyal, dengeli, mutlu, işbirlikçi, güvenli özellikler gösterir. Sorumluluk duygusunun gelişimine katkıda bulunan en iyi tutum ve davranış koşulsuz olumlu kabul ediştir.
Ebeveyn olarak çocukken yaşadığımız deneyimler bizim tutumlarımızı ve davranışlarımızı oluşturmuş olabilir. Ancak bu tutumlar asla değişmez değildir. Öğrenilen yanlış bilgiler yerini doğru bilgilere bırakabilir. Sağlıklı, kendiyle barışık ve topluma uyumlu yeni nesiller yetiştirmek önemli bir görevdir. Ve bu görevi en iyi şekilde yerine getirmek için kendimizi sorgulamaktan, yeni deneyimler kazanmaktan ve gerektiğinde bir uzmandan destek almaktan çekinmememiz gerekir.

Bitmeyen yağmur...

Birgün yağmur yağmaya başladı ve altı ay boyunca durmadı (Forest Gump)

Sanki ben Forest' mışım ve birileri bana; "koş forest koş" diyecekmiş, bunun akabinde güneşli ülkelere doğru durmak bilmeyen bir koşuya başlayacakmışım gibi geliyor..
Ama ve lakin yağmur durmuyor, durmuyor ve durmuyor!

Memleketim Trabzon'un Tonya ilçesinden alışkınım aslında yağmura. Bizim oralarda hava genelde kapalıdır.
İlçemizin denizden yüksekliğinden mütevellit denizden gelen sis tabakası evimizin içine kadar girer, sözün özü hava yılın büyük bölümünde sisli,puslu ve ıslaktır.
Ama şakır şakır yağmur yağmadığı için günlük hayatımızı sürdürürüz.
Lakin burada iki ay boyunca hergün bardaktan boşalırcasına yağmur yağdığı içün insanın uyumaktan başka istediği olmuyor.
Günün belli olmayan(!) saatlerinde gökyüzünde beliren güneşe aldanıp kendini dışarı atanların vay haline! Zira dışarı çıktıntan tahminen 15 dk sonra sucuk gibi ıslanmış şekilde eve gerisin geri dönmeniz kuvvetle muhtemel :)
"Ben ki , 21 yaşıma kadar rutubete, sulu havalara doymuş bir insanım, reva mı bu bana" diyesim geliyor, sonra "isyan etme ruhum beterin beteri var" diyip susuyorum :)

Bunca yağmurdan sonra, neyse ki güneşli günler yakın!
Tiran kış aylarında hiç kar yüzü görmezken, ilkbahar mevsiminde bolll yağmur alıyor!
En çok da bu ara :)
Sanırım sürekli yağmurların sonuna geldik, hava durumuna göre yarın hava kısmen güneşli, haftasonu ise daha çok güneşli :)
Bundan sonra Temmuz'a kadar sürekli olmayan ama aniden bastırıp aniden kaybolan yağmurlar zamanı, bunun için gökyüzünde bir tane bulut olmasa bile çantamızda bir adet şemsiye bulunduruyoruz, çünkü biliyoruz ki Tiran'ın insanları gibi havası da ayarsız :)

Şimdilik Balkanlardan hava tahmin raporumuzun sonuna geldik, ne diyordu hava durumunu sunan abla; "Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun" :)

Gül rengi duvarlar



   Loş gecekondularda yaşardık bir zamanlar.
   Evimize pek ışık girmezdi ama,
   sokağımızın adı hep Günaydın idi!
   Gül rengi duvarlarımız vardı o zamanlar,
   gül rengi duvarlarda hayatın izdüşümleri.
   Belki bir film afişi, belki de bir kaç resim,
   ama illaki bir yılmaz erdoğan şiiri;
   “sana bakmak gül rengi duvarlara bakmak” tı  loş gecekondularda.
   Ve biz,
   burnumuzu titreten ruthubet kokusu,
   dolapta küf bağlamış botlarımızla;
   pısırık delikanlılara ibret savaşırdık hayatla,
   narin kadınlara uyuz olur,
   nasırlar biriktirirdik avuçlarımızda.
   Elinden her iş gelen babasının kızlarıydık.
   Üç değil, dört kişiydik hem de;
   Uyuşuk, öfkeli, obur ve isyankar.
   Gül rengi duvarlarımız vardı,
   Duvarlarda türkülerin ve kahkahaların ayakizleri..
   Boğaza tepeden bakan evlerde yaşardık o zamanlar,
   Boğazın en güzel manzarasını görürdük
   ama aslında görünen bizim değildi..
   Bizim olmasını da istemedik hiç,
   Bakıp mutlu olduk sadece.
   Hayat kavgasında hiçbir şeyimiz yoktu,
   Ama aslında her şeyimiz vardı.
   Her şeyi sevmek olan kavgacı çocuklardık.

   04.04.2011 Yağmurdan