Uyku Hali!

Biz sevmeye gelmiştik, kim itti bizi bu kavgaya ?
Nereden kandık ya da kandırıldık hangi uykudaydık ?
Bu kimin kanı, ya bu?
Uyurken mi bulaştı ellerimize bu kan ?
Deli gibi severdik , sevilmeyi daha çok!
Ne ara vazgeçtik sevmekten?
Ne ara?
Ve nasıl, anne kokan ellerimizi buladık başka bir annne kokanın kanına?




Gez Gör Dolaş Gel :)

Yazın Türkiye'de epey dolaştık. İstanbul, Ankara ve sonra memleketim Trabzon'un ufak ilçesi Tonya..Tonya ziyaretimi Ramazan'a denk getirdim, çünkü genelde ülkenin diğer şehirlerinde 38-40 derecede insanlar erirken bizim memlekette sıcaklık 23-24 derecelerde seyreder. Dolayısıyla Ramazan'ı geçirmek için ideal bir yerdir güzel memleketim. İlk iki hafta boyunca sürekli yağan yağmur bizi biraz bunaltsa da sonraları bu duruma alıştık diyebiliriz. Efendim yazın serinlemek isterseniz, Doğu Karadeniz'in yaylalarına gitmenizi şiddetle salık veririm :)

Kadıralak isimli yaylamız, çam ağaçları ve ormanın içinden akan berrak dereler her zaman harikadır  :)

İşe yaramaz bir mantar türü..


Bu fotoğrafı görünce hüzünleniyorum :( Annem ve babamın güzelim gıt gıt gıdak tavukları bir gecede hain sansar tarafından telef edildi. Pis sansar 20 adet tavuğu aynı anda boğdu. Olay sonrası sansarı yakalama çabalarımız başarısızlıkla sonuçlandı, ama intikamımı zaman köreltmedi arkadaş, eninde sonunda o sansarı elime geçirip tavukcuklarımızın intikamını alacağım ulennn :(

Başka bir yayla dönüşü günbatımı ve bulutların dansı :)

Denizden 2500 metre yükseklikte hava biraz soğuktur ama manzara her zaman görülmeye değerdir!

Bizim oralarda duman(sis) sinsice ilerler ve birden çöküverir üzerinize :)

Bu da diğer bir yaylamız. Şimdilerde bu manzaraya bakıp hüzünleniyoruz hepimiz, çünkü bu görünen güzel çayıra çimento fabrikası yapılmak isteniyor. Memleket direniyor gerçi ama insan korkmadan da edemiyor, ya anılarımız yok olursa diye :(

O kadar yüksekte yaşardık ki
bulutlar ile dans ederdik :)
sevgiler...

Mamiş ile bir yaz :)

Tatil bitti evime döndüm, şimdi yazın çektiğim fotoğrafları toparlıyorum, zaman ne çabuk geçiyor daha yeni yola çıkmıştık halbuki...

Yazın büyük bölümü annemin kedisi mamiş ile geçti, mamiş mütemadiyen uyur, uyumadığı zamanlarda ise mutlaka bir şeyin peşinden koşar :)


Kendileri başını ellerinin arasına alarak uyuması ile ünlüdür :) Çok da şeker oluyor bu halde :)


Hayatımda ilk defa bir kediyi bu kadar çok sevdim diyebilirim, ehh kendisi de pek sıcakkanlı :)


Mamiş ile koştuk eğlendik, bol bol uyuduk, ağaca çıktık ama sonunda tatil bitti ve vedalaştık..Şimdilerde kendisi ile ancak skype üzerinden annem vasıtası ile görüşebiliyoruz, sanırım gelecek yaza kadar çok özlenecek tarafımdan :)


Umut!

Bir umuttu yaşamak
savaşın gölgesinde..
Sabah erken kalkıp "keşke haftasonu olsa" diye söylenmek,
yine de yola düşmek, okul yoluna,
ya da herhangi bir yola düşmek, düşebilmek.
Bir umuttu nefes almak,
patlayan bombanın sıcaklığı ensende,
kardeşlerinle kavga etmek;
paylaşılamayan bir şey üzerine,
çikolata olabilir mesela, ya da oyuncak,
velhasıl hayatla ilgili bir şeyler üzerine.
Bir umuttu büyümek;
annenin eteğinde, babanın omuzunda,
yeşil kocaman bir çayır,
yuvarlanmak miden bulanana kadar,
sonra koşmak,rüzgar dudaklarını morartana kadar,
ayakların yorulup düşene kadar..
Sonra eve dönmek bir umuttu..
Sıcak çorbanın dumanı tüter,
Annen "elini yıka yavrum" der..
Yemek yiyebilmek bir umuttu...
Kim aç kim tok hesap etmeden, kaşığı tabağa sallamak,
Kimsenin gözüne bakmadan karnını doyurmak..
Hep umuttu yorgun ama huzurlu yatağa girmek,
Belki yer yatağında, kardeşlerinle sokula sokula gülüşerek uyumak..
Uyumak hayaldi, umuttu...
Yaşamak bize hep umuttu!





Beyaz Adamın Savaşı!

Savaşı düşününce gündelik bütün ayrıntıları unuturum. Ertelediğim ama aslında biran evvel yapmam gereken işlerin verdiği can sıkıntısı, üstesinden gelmem gereken işler.
Aldığım kilolar için hayıflanırken aklıma savaş gelse şükredip biraz da utanıp susarım, düşüp bir yerimi incitsem unutabilirim savaşı düşününce!
Savaşı düşününce saatlerce ağlayabilirim , biraz  da utanırım. “Tek hayali savaşsız bir dünyada yaşamak olan insanlarla aynı dünyada yaşayıp, elde edemediklerimiz için mızmızlanıp duran ergenler gibiyiz” diye düşünürüm.
Üstelik bu savaş, savaşı yaşayanların tercihi değildir asla!
Sahi savaşa kimler karar verir!
Çocuklar mı, ençok ölenler mi, yoksa kadınlar mı?
Ya da kocaman adamlar mı? Kim dokur savaşın iplerini, kim biler bıçağını, kimin salyaları akar silahlarını satarken, kim ovar ellerini hesap kitap yaparken?
Bakkal amca mı, komşu teyze mi, öğretmen abi mi, ya da çocuklar mı, kim karar verir savaşa?
Büyük batılı ülkelerin büyük beyaz adamları biraraya gelip kocaman masaların etrafında hararetli  hararetli konuşur. Savaş ne zaman olacaktır, kimler ne kadar ölecektir, hangi doğulu ülkeye hangi silah satılacak ve hangi diğer doğulu ülke kullanılacaktır....vs her şey eksiksiz karara bağlanır, el sıkışılır.Sonra konuşulanlar mideleri kazındırır, oturulur yemek yenilir!
Beyaz adamın dünyayı özgütleştirmesi için daha çok esmer, daha çok fakir, daha çok masum insanın ölmesi gerekir çoğu zaman!
Savaş kural tanımadan en zayıfı, en güçsüzü, en fakiri, en masumu öldürür!
Savaşta kural yoktur, kim ne kadar öldürürse o başarılı olmuş demektir.
Üstelik savaşı başlatan büyük batılı ülkeler ve onların şirketlerinin kılına zarar gelmez asla!  Onların yerine minik askerleri vardır. Küçük askerler bir bilgisayar oyununun parçası gibi kimi zaman ölür değersizce, kimi zaman da kazandım naraları atar ne yaptığını bilmeden! Onlar düşünmez, onlar sorgulamaz , onlar sadece savaşır!
Savaş insanoğlunun en kötü icadıdır. Savaş insan eti yiyen bir canavar gibi.  Şimdilerde o canavarın sahibi, yine kazandım diye ölülerin üzerine basa basa sevinç naraları atmak için hazırlanıyor!
İnşallah bütün kötü hesaplar tersine döner, inşallah savaşı başlatanlar onun altında ezilir..İnşallah ülkeler ve insanları bir gün gerçekten özgür olur!
Savaşsız bir dünya umuduyla....
“...
Beyaz adam
özgürlük adına
dev bir kadın heykeli dikti
doğu denizinin kıyısına
ve her gece
altında dans ettiğimiz yıldızları
bayrak diye tutsak etti
bir bez parçasına 

Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan
zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi...”
Sunay Akın