Kardeş Kıskançlığı ile Nasıl Başedebiliriz?

http://populerpsikoloji.com 'dan Anne ve babaların mutlaka okuması gereken bir yazı; Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Yolları

"Yeni bir kardeş, çocuk için kabullenilmesi belki de en zor durumlardan. Ama tek çocuk sahibi olmak da kardeş kıskançlığını ortadan kaldırmaz. Çocuk kardeşi gelene kadar ailenin ilgi ve sevgi odağıyken kendisine yönetilen ilgi ve sevginin kardeşe yöneltilmesinden rahatsızlık duyar. Bebeğin doğması ailesinin ona ayırdığı zamanın azalmasına neden olduğu için bebeğe karşı gibi görünür. Ama aslında anne ve babasına olan güvensizlik, kızgınlık ve kırgınlık duygularının oluşmasına neden olabilir. Çocuk kendini terk edilmiş, desteksiz ve güvensiz hissedebilir."
devamı >>  Popüler Psikoloji - Kardeş Kıskançlığını Önlemenin Yolları

Minik Asker

Şurada durup düşüneyim biraz;
Kimin ayakları ile yürüyorum ben?
Öldürmek mi istiyorum çocukları,
ya kadınları !
Kimin fikriydi savaşmak ve
nasıl başladı her şey?
Öldürmeyi kim seçti?
Kimin alnından girdi ilk kurşun,
kimin şakağında patladı o saçma..
Savaş sahi ne saçma!
Ne işim var o zaman bu mevzi de!
Kimin elleriyle tutuyorum o silahı,
ve kimin ayakları ile yürüyorum !







Tevfik Fikret / Han-ı Yağma

Sevgili Ezgi günlüğünde (http://pinkket.blogspot.com) güncel bir yazıda Tevfik Fikret'in Han-ı Yağma adlı şiirinden bir bölüm paylaşmış. Bu mısraları daha önce duymuştum ama şiirin tamamını maalesef okumamıştım. Okuyunca epey hoşuma gitti şiir, buyrun;

Han-ı Yağma
Bu sofracık, efendiler - ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor - bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak...

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!
 
Tevfik Fikret

Medya Yalanları!

Medya, fitnebaz bir komşudur mahallemizde! Mahallede baskı oluşturan, sonra da bu baskıyı kınayan işini bilir bir hanedir!
Çelme takıp düşürdüğü insanı “Ayağı takılıp nasıl da düştü!” diye manşetine taşır, biz ise gerçekleri gördüğümüz halde eğer bu habere inanmak işimize geliyorsa, ne gördüğümüze değil de medyanın ne söylediğine inanırız ve gerçeğe kaparız gözlerimizi!
Medya, uyku gözlüğümüzdür bizim!
Zaten eleştiri mekanizması kısıtlı olan insanı ikna etmek için önüne altın tepsilerde nedenler sunar medya!
“Bizi izleyin ve desteklediğiniz fikrin her türlü karalamadan nasıl da bir çırpıda sıyrıldığını görüp rahatlayın” der! Başka medya organlarını izleyip kafamızı yormaya, farklı görüşleri dinleyip canımızı sıkmaya  gerek yoktur. Öyleyse fikrimize en yakın medya organlarını izler, dinler, okur ve sonsuza dek mutlu yaşarız!
Bu seçimimizle her derde bir kılıf bulunur, her iddiaya bir hırka dokunur, örülür, kesilir , biçilir ve medya, gündemi sizin mutlu olacağınız yönde şekillendirir..
Yaşasın kendimizi kandırabilme özgürlüğümüz.!
Medya abartır, acite eder ve insanların kafalarına girer, bize gerçekleri değil neyin gerçek olduğunu sanmamızı söyler.
Medya bize durmadan yalanlar anlatır; resimdeki adamın gözlerinin rengi belli olmadığı halde, “bu adamın gözleri maviiiii” diye haykırır. Bunun doğru olup olmadığı önemli değildir. Önemli olan bizi bu habere inandırmasıdır. Bir kere inandık mı  başkalarının çıkıp da bize resmin gerçek halini göstermesi ve adamın gözlerinin gerçekten mavi olmadığını görmemiz bir şeyi değiştirmez! En acısı da budur belki, ikna edilmiş kitleler olarak kendi gözlerimize dahi inanmayız!  
Aslında kendi tercihimiz gibi görünen binbir kanalıyla düşüncelerini beynimize akıtan bir makinedir medya!
Biz ise kendi irademizle hareket ettiğimizi iddia etsek bile o makinenin elindeki modern kuklalar olmaktan ileriye gidemeyiz.
Bu kısır döngü içinde bizim yapmamız gereken , bilgiye ulaşabileceğimiz tüm medya organlarını gözden geçirmek olmalıdır. Her türlü enformasyona eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşmalı ve tarihten de dersler alarak ulaştığımız bilgileri değerlendirmeliyiz. Çünkü; insanlar tek tip medyadan haber almaya devam ettiği sürece; zamanın değişmesi, teknolojik olarak ilerlememiz bizi “doğru bilgi ve haberlere” ulaştırmakta başarılı olamaz, neyin gerçek neyin ise kurmaca olduğunu anlamamız için medyayı çok yönlü takip etmemiz gerekir.